» Cezmi Ersöz şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

23.08

2017

Sun-Jung

Hamza Berber

Bu öykü, 24.08.2017 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Kore savaşının başlamasından dokuz ay sonraydı. Annem ile birlikte kuzeyden güneye kaçıyorduk. Kurtara bildiğimiz eşyalarımızı bir kağnıya yüklemiştik. Hava çok yağmurlu yollar çok çamurluydu. Bir anda ne olduğunu anlamadık, arabamız yoldan çıkarak yol kenarındaki çamura saplandı. Annemin saatlerce çabası ve gücü, arabamızı bataklıktan çıkarmaya tekrar yola sokmaya yetmemişti. Annem henüz 35 indeydi ufak tefek ama güçlü bir kadındı, ilk okulu bitirmesine rağmen ailemizin Gerektiğinde doktoru, öğretmeni, kasabı veya berberi olabiliyordu, birde çok güzel hikaye anlatıyordu. Bu sayede haftanın bir günü mahalledeki komşular bizim evde toplanır ve onların sayesinde bizlerde çok güzel hikayeler dinlerdik. Biz ailecek çiftçiydik! Annem genelde Sabahtan akşama kadar ya tarlada çalışır ya da ahırdaki hayvanlarla ilgilenirdi, evin temizliğini ve akşam yemeklerini yapmayı hiç aksatmazdı. İki afacan çocuk ve iki afacan çocuktan beter bir kocayı çok iyi idare ederdi, fakat savaşın yorgunluğu hem bedenen hem ruhen onu güçsüz bırakmış olmalı ki, kağnı arabasını saatlerce uğraşmasına rağmen yerinden oynatamadı. Bu esnada yoldan, hemen yanımızdan çok sayıda asker gelip geçiyordu. Hiç biri burada ne oluyor diye bizimle ilgilenmedi. Biz çaresizlik içinde çırpınırken, bir süre sonra yanımızdan değişik kıyafetli askerler geçmeye başlamıştı. Bunların arasından iriyarı uzun boylu kaytan bıyıklı bir subay; annem bana apoletli olanların subay olduğunu öğretmişti. Bize dikkatlice baktıktan sonra, sert adımlarla bize doğru gelip önümüzde durdu. Ben çok korkmuş annemin bacağına sıkıca sarılarak gözlerimi kapayıp tanrıya dua etmeye başlamıştım. O ise arabamızı tutup kaldırdığı gibi yolun kuru tarafına koydu. Bir süre bana bakarak gülümsedi ve başımı okşadıktan sonra geldiği gibi gitti. Bu subayın gülüşü ve başımı okşayışı 6 yaşındaki bir kız çocuğuna umut olmuştu, çektiğim onca acıdan bir an için sıyrılıp içimi ısıtmış ve bana babamı hatırlatmıştı. Geçen hafta mahallemizi bombalayan uçaklar gelene kadar, babam erkek kardeşim ve birçok akrabamız yaşıyordu. O anda ise dünya üzerinde yaşayan ve beni seven bir tek annem kalmıştı. Birde gülüşüyle içimi ısıtan başımı okşayan o subay! Arkasından sadece baka kaldım, ne kadarda heybetli yürüyordu. Annemin hadi demesiyle tekrar yola koyulduk. Biz güneye ilerledikçe çatışmalar sıklaşıyor ve çetin bir hal alıyordu. Yol kenarlarında çok sayıda ölü ve yaralı askerler görüyorduk. Böylece 2 gün 2 gece yürüdük, artık açlıktan ve susuzluktan ölmezsek yorgunluktan ölecektik. Yağmurun ve soğuk un iliklerimize kadar işlediği bir öğle vakti, kafamızın üzerinden geçen mermi seslerini rahatlıkla duyuyor bombalanan mevzileri görüyorduk. Ölmememiz için hiç bir sebep yoktu yaşaya bilmemiz bir mucizeydi. Annemin ayakta duracak hali yoktu, ayakları kanıyor olmasına rağmen yine de kağnıyı çekmeye çalışıyordu. Son gücünü de tükettikten sonra yere yığılı verdi, ben çaresizce bağırıp çağırmaya yardım istemeye başlamıştım ama yanımızdan geçen hiçbir asker bizimle ilgilenecek durumda değildi. Gözyaşları içinde, yol kenarında biriken çamurlu sudan yırtık çarığıma doldurarak anneme içirmeye çalışıyor, ayaklarındaki kanamayı durdurmak için yarıklara çamur tıkıyordum. Birden aklıma babam geldi, o şimdi burada olsaydı her şeyin üstesinden gelirdi. Koşuşturmadan ve ağlamaktan minicik bedenimin gücü tükenmiş, olduğum yere annemin başucuna sırt üstü yığılı vermiştim, görüntüler bulanıklaşmaya sesler yankılanmaya başlamıştı. Artık öleceğimi anlamış ve tanrıya biran önce canımı alması için yalvarmaya başlamıştım. Ulu tanrım... Buda ne? Yüzümde bir serinlik, yağmur... Yağmur yağıyordu! Sadece ağızımı açacak kadar gücüm vardı ve bir umut onu da kullanmaya karar verdim. Bir süre sonra görüntüler ve sesler netleşmeye başladı, ama ya bu bir rüyaydı ya da gerçekten ölmüştüm. Çünkü... İriyarı uzun boylu kaytan bıyıklı; hani yol kenarında bize yardım eden o subay, annem ile bana bir şeyler yedirip içirmeye çalışıyordu. Hayal meyal hatırladığım kadarıyla, annem ile beni birkaç parça eşyamızın yanına kanı arabasının arkasına yatırıp üzerimizi örtmesiydi. Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum, uyandığımda o subay kağnı arabasını çekiyordu. Anneme baktım nefes alıyordu ama hala kendinde değildi. Nasıl olmuştu da bu güzel kadın bu hale gelmişti? Ben bunları düşünürken bir süre sonra çok kalabalık bir asker topluluğunun içine girdik, üzerinde kırmızı yarım ay olan yüzlerce beyaz çadır vardı. Beni ve annemi bu çadırlardan birine sedyeyle getirdiler, annemle yan yana yataklara yatırdılar. Koreli bir hemşire geldi ve bizimle konuşmaya başladı o an kurtulduğumuzu ve yaşayacağımızı anlamıştım. Bizi kurtaran subayın kim olduğunu sorduğumda, ona hayran hayran bakarak Tahsin üsteğmen... O bir Türk subayı dedi! O günden sonra bir yıl daha o kampta kaldık ama o subay benim için Tahsin üsteğmen değil, Tahsin babaydı artık; Dünya üzerinde yaşayan ve beni seven biricik annem, babam Kang-Dae in yokluğuna daha fazla dayanamayıp onun yanına gittiği günden buyana. O günlerden bu güne tam 18 yıl geçti. Tahsin babam annem öldükten sonra beni evlat edindi ve Türkiye'ye getirdi. Adım artık So-younk değil Ecem olmuştu. Tahsin babam adım gibi güzel bir eğitim almamı sağladı. Biliyorum bunları sana ilk defa anlatıyorum ve ilk kez duyduğun için şaşırmış olmalısın ama ne yapayım! O gün aklımdan hiç çıkmıyor... Annemin ayakları kanlar içinde kağnı arabasını çekerken yere yığıldığı gün. Hatta meslek seçerken bile o günün etkisiyle doktorluğu, yani genel cerrahlığı seçtim! İnsanları iyileştirmeye çalışıyorum. Şuan her ameliyata girerken annemin elimde olan tek fotoğrafına bakarak giriyorum. Muayenehanemde, evde odamda, çantamda birer tane var. Günde 10 kere bakıyorum belki ve bazen dertleşiyorum onunla. Dur bak işte bu fotoğraftaki de sana anlattığım annem. Nede güzel bakıyorsun anne! Anne böyle ağladığıma bakma... Asıl müjdeli haberi vermedim daha! Biliyorsun 2 yıl önce evlendim! Çok iyi bir kocam var hep anlatıyorum ya sana! Bu gün öğleden sonra bir kızımız oldu! Bak şuan kollarımda sana bakıyor... Senin adını koydum Sun-jung hep yanımda ol diye! Biliyorum hep yanımdasın anneciğim, seni çok seviyorum... Bak anne ne kadarda küçük! Az önce seni ona anlattım ilk seni tanısın istedim. Anne seni çok özledim! Tamam tamam ağlamıyorum! Şimdi torun Sun-jung ile anneanne Sun-jung un tanışma faslı...

Hamza Berber

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Şiirkolikte kayıtlı 5 öyküsü bulunmaktadır.

Hamza Berber yetkili üye konumundadır.


Hamza Berber öyküleri

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri