» Ümit Yaşar Oğuzcan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

20.06

2017

Yalnızlık Kâbusu

Fatma Dokuyucu

Bu öykü, 21.06.2017 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Yine o günlerden birini yaşıyorum; yine karamsar, yine umutsuz...

Gözlerimi açmamla birlikte, yüreğimin üzerine garip bir ağırlık konmuştu. Tahmin etmeliydim bir şeylerin ters gideceğini.

Böyle bir güne uyanmıştım işte!

Tedbir amaçlı da olsa, güne güzel başlamaya karar vermiştim. Kalkar kalkmaz kahve yapmıştım kendime. İçimdeki kıyamet alametlerinin habercilerini, her yudumla birlikte, az da olsa susturmayı başarmıştım öylece.

Kahve beni bu dünyada en sakinleştiren maddeydi. Bu sabah da müthiş etkisini esirgememişti benden. Kahvaltıya oturmuştum sonra. Lokmalar zor iniyordu boğazımdan... Apaçık ortadaydı artık. Günün kendisinde vardı bir uğursuzluk.

Kabul etmek istemiyordum aslında. Bu nedenle sofrayı topladım ve ardından yatağıma geri döndüm. Erkendi henüz. Bugünle ilgili bir programım da yoktu. Boş boş geçecekti saatler. 'Bu günü dinlenerek değerlendireyim' diye karar verdim içimden.

'Dinlenmek' sihirli bir sözcüktü. Kulağıma hoş gelen ve söylendiğinde bile bir yudum huzur veren... O kadar ihtiyacım vardı ki buna...

Odamın yolunu tuttum ve çok düşünmeden uzandım yatağıma. Gözlerimi kapatmak, duygularımı yüreğimin kara kutusuna kilitlemek, kulaklarıma 'Dışardan gelen sesleri dinleme!' talimatı vererek uykuya dalmak, sabırsızlıkla beklediğim şeylerdi şu an.

Bir şey unutmuştum. Sonra gelmişti aklıma. Hayallerimi sınırlandırmamıştım. Duygularımın çerçevelediği hayaller, meydanı boş bulunca birden coşmuşlardı.

Kendimi birden uzun bir koridorun başında buldum. Nasıl gelmiştim buraya? Garip bir ışıklandırma vardı. Tavanda asılı duran, gecen yüzyıldan kalma, tozlu cam avizelerden mat bir aydınlık sızıyordu boş odaya. Yerde paradoks bir morluk... Halı mıydı ya da yüzyılların kirlettiği beton muydu yerdeki? Duvarlar, pas rengini hatırlatan kızılımsı tonlarda...

Üstelik çok soğuktu. Sabah giydiğim şort ve tişörtle, karlar içine atılmışçasına titriyordum.
Ürkmüştüm. Nerden geldiğini göremediğim, buzdan bir nefesti ensemde hissettiğim. Donup kalmıştım.

Benden başka kimseler yoktu; kirli, pas rengi bu cehennemde. Göğüs kafesimin her kemiğini acıtarak delice çarpıyordu kalbim. Nabzım korkunç yükselmişti. Sesini duyuyordum damarlarımda akan kanın. O bile kaçmak istiyordu bu lanet yerden.

Soğuk terler akıyordu üşüyen bedenimden. Korkuyordum... Sakinleşmeli, bu korkuya teslim olmamalıydım.

Burada olmamın bir nedeni olmalıydı mutlaka. O nedeni öğrenip, buradan çıkış yolunu bulmam gerekiyordu bir an önce. Yürümeye başladım, içimdeki koşma arzusunu bastırarak.
Dikkatli olmalıydım. Algılarım keskinleşmişti. Yerdeki karıncanın ayak seslerini dahi duyuyordum.

Nihayet varmıştım siyah bir kapının önüne. Ne yapmalıydım şimdi? Kendiliğinden açılmasını mı beklesem ya da kendim mi açsam?

Bir kaç dakika bekledim. Açan olmadı kapıyı.

Burada durdukça sinirlerim daha da bozuluyordu. Soğuktan parmak uçlarım bile morarmıştı. Bir şeyler yapmalıydım donmamak için.

Kapıyı açınca, önümde biten görüntüyle sarsıldım yeniden. Bir mezarlığın giriş kapısıydı. Dönmek istiyordum. 'Git buradan! Durma! Arkanı dön ve koş geldiğin yere doğru!' diye haykırıyordu içimdeki ses.

O an yeniden hissettim o buz gibi nefesi. Ayrıca, beni mezara doğru iten buzdan parmaklar.
Düşmek üzereydim. Öylesine kararlı ve şiddetliydi ki beni yönlendiren güç; Zor sağlıyordum dengemi.

Bağırsam ne olurdu acaba? Karşı koyup yere yığılsam? Mümkün değildi. Hissediyordum. İçimdeki ses, yolun sonuna geldiğimi fısıldıyordu.

O an çekildi sırtımdaki soğuk eller ve şafağı aydınlatan güneşin ışıltılarıyla izliyordum önünde durduğum mezarı. Mermerdendi ve öbür mezarlara benzemiyordu. Ne çiçek ekilmişti üzerine ne de ot bitiyordu dibinde. Korkunç bir yalnızlık yankılanıyordu etrafında.

Mezarın içinden mi geliyordu yoksa birdenbire hissettiğim bu tarifsiz acı? Mezar taşındaki yazıyı okumamla birlikte, aktı gözümün yaşı ve kalktı ruhumun üzerine çöken ağırlık.

Mezar taşında yazılan; ölüm tarihim ve adımdı...

Son hatırladığım, yere düşüşümdü. Kimsenin tutmayışıydı düşerken. Kimsenin umurunda olmayışımdı. Yalnızlığımdan ve acılarımdan kurtulamamanın acısıyla kahroluşumdu.

Kaybetmiştim kendimi...

Çok sonra açtım gözlerimi. Odamdaydım; yatağımın üzerinde.

Yalnız ve hâlâ o rüyanın etkisinde...


Fatma Dokuyucu

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri