» Ümit Yaşar Oğuzcan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

14.05

2017

Dolarda aşk bir sapkınlık

Fırat Ayebe

Günü gün olan, akşamı karanlık erken basan bir şehirde yaşamak zor gelir bu coğrafyada yaşarken;yaşatamamak ya da yaşatmak...dağları var küçüğüyle büyüğüyle. Şairin dediği gibi:Selam etmişler birbirine sanki...Karı var bembeyaz , saklayabilir mi ki bu muammayı bilinemezi?... kargaları var bu şehrin ulaşabilmiş midir bilinene?...bu şehir dolar ve bu şehirde yaşayan 10 nüfuzlu bir aile:anne baba 5 kız 3 erkek kardeş.ama on kişi kalınır mı? 2 kızı gülümsemeleriyle dikenleşmiş; 2 sini gelin etmiş adamlara.abileri evlenmiş küçük kardeşiyle kalmış okumaya çalışmaktalar...Anne derten yaşayamadığı kadar yaşarken; baba sanki bir şey olmamış gibi ekmek derdinde. En küçüğü hikayemizin; yetersiz- sahte- sübjektif- objektif -devrimde kazanılmış tüm ihanetçi sıfatları kazanmış, kişiliklerinde barındıran biri biz ona: birinci yoldaş diyeceğiz.
Birinci Yoldaş okumaya çalışmakta, babasının parası olmadığı için yurtsever öğrencilerin ders verdiği derneğe gitmekte ama kazanacak ne zekası nede inancı var.kazanamayacağını anlayanlarda var. Bunlar durumu iyi özetlemiş onlar için kesin bir yem. Bunlar bir gün can-aşk- devrim düşmanı diye tanımlayacağı kişiler. Biz bunlara :TEM diyeceğiz.
Temler bunu dernekten çıkar çıkmaz alı koymuşlar sorgusuz sualsiz. Çok gezdirmişler , hakaretler etmişler, dövmüşler. Sonra doğan bir güneş gibi gülümsemişler bir şeycikler anlamamış birinci Yoldaş hani öncesini bilmese bir melek sanabilirdi bunları.
Tem:
Demek iki kardeşin gülümsemeleriyle dikenleşmiş: şehid olmuş.
Birinci yoldaş:
Bilmiyorum abi hayır bilmiyorum nerdeler.
Tem:
Bak oğlum iyi bak bu araziye istediğin kadar bağır kimsecikler seni duymaz. Aldık götürdük bıraktık sonra deriz.şahit var herkese söylemişsin, face de var.
Daha derin gözlü bir tem:
Oğlum çocuğum seni üniversiteye geçiririz okursun sadece bize biraz mırıldanman gerekir. Zaten biz bıraksak onlar seni bırakmaz.
Dedikleri doğruydu geçmişi onu bırakmazdı. Kabul etti hem korku sinmişti içine kabul etmemek elinde değildi bir bıldırcın gibi atıyordu kalbi bir an önce kurtulmak istiyordu bunun da sadece evet diyerekten olacağına inandı.sonra kendini biraz mırıldanırım diye hem üniversiteyi de görürüm diye yadsıdı. Birinci sınavdan çıktıktan sonra herkese söylenen netleri söyledi ve kimsenin anlamadığı bir şekilde ağrı üniversitesinde sosyal bilimlerine yerleşti.herkes şaştı çünkü denemeleri çok kötüydü. Sınıflar 47 kişilikti sınıfta ilk başta biri dikkatini çekti bu Diyarbakır madenliydi.çok konuşkandı hani baharda eriyen karlar barajlarda taşar ya öyle biri, gülüşüyle dikkatini çekmişti birinci yoldaşın onu, nedendir bilinmez ama onu görünce kendini tandırda ekmek beklediği çocukluğunu hatırlatılıyordu, sanki yıllardır tanıyordu.biz ona ikinci yoldaş diyeceğiz
ağrılı oluşun ve yapıdaki kişileri tanımasından her şey ondan sorulur olmuştu
Eylemler, basın açıklamaları,ev gezmeleri newrozlar...Zaten sürekli dernekte başta olmak isteyen bizim ona üçüncü yoldaş diyeceğimiz yetersizliği- objektif ajanlığı- yozluğu içinde barındıran biri ona görev vermişti: görevi:bunlar otogarda ailesine yardım ettiği yurtsever olduklarına inandığı birinci yoldaşın sınıfında altı yoldaş varmış.bunlar sonradan tanımlayacağımız yoldaşlar.yapıya en sağlam ve en çok onun sınıfında ve onun sayesinde olmuştu çünkü birinci yoldaş iyi konuşurdu gereksiz konuşmazdı.belki onu ele vermeyen de buydu belki hala ajan olduğuna inanmamıştı, her ne kadar o pratikte yaşasa da.buda onu çok üzüyordu: ikilem. İkilem bildiklerine rağmen yaşadıkları, pratikleri onu sonu olamayan bir paradoksa sürüklüyordu bazen kendine şöylece düşünüyordu hani ajan olmasam ne güzel olurdu. Ama ajandı tüm acılara rağmen, ablalarına rağmen o ablarının parmak uçlarıyla tutunduğu, toplara tüfeklere tayyarelere kimyasallara karşı koruduğu, tutunduğu o onuru o değeri ezmişti. Çiğnemişti... ablalarını anlatsa bir kitap olurdu. Hiç anlamamıştı amansız gidişlerini, o öpüşlerini hem de ikisi birlikte o öpüşlerle gidişleri. Şimdi öptükleri, ilk ve son kişi olması gururuyla mı yaşamalıydı , yoksa çiğnediği o değerle... kendisi anlamamıştı ama annesi anlamıştı babalarına haber vermişti ama babaları olmaz deyip tlf kapatmıştı. Ablaları o gece iki kokteyl yıldızlaştırmış. Bir daha da eve gelmemişlerdi. Babaları korkusundan olacak hemen teme bildirmiş, kandırılmış olabileceğini...
Ablaları o kadar güzel gülerdi ki hani bir güle dokunursun içine girer. Aslında gülüşünde gizliydi gidecekleri , herkesten, her şeyden farklı oluşları....
Birinci yoldaş temdekilerin kendileri açtığı Chat kanalıyla iletişime geçerdi. Chat kendisini çilek niciyle biri – çilek desene- şifresiyle eğer çilek desene diye bir yazı görürse yada kendisi yazarsa buluşurlardı, yada –sana sırrımı söyleyeyim mi?- diye bir yazı yazarsa bir gelişme var demek.buluşma saati : pazartesi gecesi 12:00. Yine bir Pazar akşamı kimseler yokken chat sayfasını açmış chate çilek desen diye bir yazı çilek deyip kapatmış... pazartesi 12:00 de evden çıkmış ve yine o beyaz dolmuş onu alıyor kendisine bir böcek veriyorlar bunu derneğe koymasını söylüyorlar o da yapıyor çünkü derneğin bir anahtarı o. Üçüncü yoldaş her cumartesi toplantıların yapılacağını sürecin değerlendirileceği, ona göre kararların alınacağını ama önceden arkadaşların ürkmemesi için temkinli davranılacağını kitaplar okunacağını,videolar izlenceliğini,halaylar çekileceğini, yaşanmışlıkların içselleştirileceğinin ona anlatmış. O da söyleneni yapmış çünkü kendisi bu evrelerden geçmiş ama içselleştirememiş ki ihanetçiymiş.
Birinci yoldaş ablalarındaki o gülüşü ikinci yoldaşta görmüş ondandır ki sürekli yanında kalmak istiyormuş, kendi kendine aşık mıyım yoksa diye yürekdilenmiş. Ama aşık olamam hem aşk en büyük ihanet değil midir, yoldaşlıkta aşık olmak en büyük sapkınlık... dilenirken düşüncesinden, içine bir ajan olduğu sızısı kaplamış o bir yoldaş değil bir ajanmış.çok büyük bir iç geçirmiş Allahtan yalnızmış yoksa öyle bir iç geçirme değil hani deli sanılırdı. Birinci yoldaş yürekdilenirken :zaten ikinci yoldaş gidici aşıksımda unuturum.ikinci yoldaşa aşıktı bu aşk onu ele verebilirdi. Herkes anlamıştı zaten tem ler bile çünkü tek ajan kendisi değilmiş o bilgi vermeye kaçındıkça diğeri yani yetersiz diye tanımlayacağımız kandırılmış dördüncü yoldaş her şeyi bilgilendiriyordu. Aslında gülüşünden sezdi ajanı, oda kendisi gibi sinmiş ve bezmiş bir şekilde gülümsüyordu.dördüncü yoldaşın durumu çok farklıydı o bastırılmış yaşanmışlıklarda, kucaklama özleminde birini sevdi sandı aslında ,bu bir tem di ve onu kandırmıştı.görevi üçüncü yoldaşla sonradan bahsedeceğimiz yüreği ,heybetiyle yıldızlaşan , ablalarıyla aynı gülüşe sahip olan beşinci yoldaşı aşık edip birbirine yozmak. Üçüncü yoldaş oyuna gelmişti ama beşinci yoldaş davasına ihanet etmemiş önceden müdahale edip üçüncü ve dördüncü yoldaş hakkında rapor yazmış onları sürmüştü.raporla ikisine irtibat kesilme ve okula bir hafta gitmeme cezası verilmişti.işler temlerin istedikleri gibi olmamıştı hem bir ajanlarından olmuş hem de üçüncü yoldaştan. Çünkü üçüncü yoldaş hem yetersiz kalmakla birlikte egosuyla, ataerkilliğiyle yapıya zarar verdiğinin farkındaydılar. Birde beşinci yoldaşın varlığı ortaya çıkmıştı.beşinci yoldaş farklıydı çünkü gülüşünde güller dikenleşirdi.
İkinci yoldaş artık sezer oldu birinci yoldaşın aşık olabileceğini. Bir gün birinci yoldaş bir şeyler gevelemeye getirecekti ki ikinci yoldaş:
Birinci yoldaş yoldaş,sapkınlık nedir bilir misin? Sapkınlık bir çiçeği koklarken onu aynı zamanda koparmaktır onu soldurmaktır aynı zamanda buna aşk derler yada evlilik. Özgür olmadan evlilik de aşk ta sapkınlıktır. Birbirinden ne istediğini bilmeyen insanların dört duvara yada küçük bir alana sıkıştırmak bir çiçeği soldurmak, aşık olduğunu sanmak ....küçük çocukların onursuzca yaşadığı ,panzerde ezilirken, kurşunlanırken... yoldaşların birbirine aşık olduğunu söylemesi; çiçeği bir an için rengi için kokusu için daha güçlü olduğunu düşündüğün için yada onun kendisini koruyamadığı için koparmaktır topraktan. Yoldaşlık ise o çiçeği yaşatmaktır o çiçeği yaşatırsan sende o çiçek olursun onun gibi rengarenk onun gibi kokarsın.
Birinci yoldaşın söyleyecekleri bir düğüm oldu boğazında, söyleyecekleri bir kis oldu beyninde,söyleyecekleri bir pıhtı oldu kalbinin atardamarında. Veremin ilk adımıydı bu deyiş.
Birinci yoldaşın ki aşktı yani ikinci yoldaşın deyişiyle sapkınlıktı,bir çiçeğe zarar vermekti, yoldaşlık değildi yoldaşlık ihanet barındırır mı ?kendisi ajandı... acaba diye düşündü ajan olmasaydım .içşelleştirebilir miydim? içselleştirebilseydim aşık olabilir miydim? yine sapkınca bakabilir miydim ikinci yoldaşa?.. birinci yoldaş, bu durumdan sonra yani ikinci yoldaşın bu dik duruşundan sonra ondan uzaklaşmaya çalıştı ama bilmiyordu ki aşkta bir adım geri atmak on adım ikinci yoldaşa gitmekti..birinci yoldaş içinden binlerce adım geriye atmıştı, yüreği on binlerce adım ileriye...
Gittikçe derinleşti içindeki kriz, yani aşk ,yani sapkınlık. Günde güne veremleşiyordu belki de veremdi. İkinci yoldaş bunları görüyordu ve kendisine:
Yoldaş artık eski neşen kalmadı yoksa bana mı küstün yoldaşlıkta küskünlük olmaz küskünlük yarı yolda bırakmaktır. Biliyorsun bizim yolumuzda ölümle güzelleşmek var bir çiçek gibi kokmak var.küserek yaşayacağını sanmak olabildiğince ihanetiyle çirkinleşmektir. Hem ben ölürken sen nasıl yaşayacaksın yada çirkinleşmeyi kabul edeceksin. Beni yılanlar yerken sen şiş kebabı mı yiyeceksin, beni düşmanlar kurşunlarken benim helvam yerine baklava mı yiyeceksin zılgıtım yerine 23 nisan şarkılarını mı dinleyeceksin?
İkinci yoldaşa bir şeyler diyemedi daha da veremleşti.
Birinci yoldaş veremleştikçe teme rapor sunmayı bıraktı onlara cevap vermeyi kesti. Birinci yoldaş veremleşiyordu eti kararıyordu.yüreği sürekli sıtmadaydı. Polisler birinci yoldaştan bir şeyler öğrenemeyeceğini anlayınca , ikinci yoldaşı tutmaya başladılar. Birinci yoldaş bunu duyunca hemen internet kaffeye gitti ve sayfaya- çilek desene- diye yazdı.tremdekiler yanılmamıştı zayıf noktası belliydi ve bunu kullanmak onlara zevk verecekti. Tem :
Sen şimdi bize gelişmelerden bahset. Bak bize bir daha zorluk çıkarma yoksa ne olur biliyorsun.mesela beşinci yoldaş eğitimi ne zaman bitecek? Başkalarıyla tarlabaşında mobeselerde görülmüş bunlar kim?şimdi nerede?
Beşinci yoldaş ile bahsetmediğimiz altıncı yoldaş gelmişti ve yanlarında sonradan yıldızlaşacak yedinci yoldaş diyeceğimiz yedinci yoldaş da gelmişti kendisi öğrenci değildi hani hiçbiri öğrenci sayılmazda.
birinci yoldaş , teme:
beşinci yoldaş ile altıncı yoldaş geldiler yanındaki de yedinci yoldaş .neredeler bilmiyorum?dernekte buluşuyoruz eğitim alıyoruz aynı zamanda akşama doğru koşu da eğitimi de koşuyuda yedinci yoldaş veriyor. En derin bakan tem:
görevler görevler verilmedi mi?
-bilmiyorum.
- biliyorsun nasıl bilmiyorsun gece neler konuşuldu hararetle ne konuştunuz.
- arkadaş ikinci yoldaş yıldızlaşmaya önerdi.
Birinci yoldaş, farkında olmadan ağzından ikinci yoldaştan bahsetti. Bahsettiğine bin pişman oldu.artık ağızdan laf çıkmıştı.
Tem:
Eee ikinci yoldaş
-ikinci yoldaş gidelim diyor
-eee
- beşinci yoldaş yoldaş, hayır diyor
-ne yoldaşı oğlum sen kendini partide mi sandın.
O kelime... birinci yoldaş bir şey diyemedi ama çok utandı, bu utançın altında zaten eziliyordu. Yoldaş olamamanın ve kendisinin yoldaş olmanın utancını, acısını hissetti.bu his onu veremleştiriyordu.
Birinci yoldaş ,günde 50 bardak çay içiyordu tüm yurt yemek kartlarını çaya veriyordu,o yetmemiş temden bazen para alır onunla da çay içerdi.hatta teme giderken de söylediği tek boş söz- bana çay verir misin?-birinci yoldaşın beyaz teni yeşillenmeye . yeşil gözleri sararmaya, simsiyah şaçları kahvemsi bir renge bürünüyordu.veremleşiyordu.,hareketsizleşiyordu,çok az uyuyor çok fazla uzanıyordu.bazen günlerce sadece kahvaltı yapıyor, bazen de sadece akşamları yemek yiyordu.veremleşiyordu.artık öksürükleri durmuyordu. hiç sigara içmediği halde sürekli canı sigara istiyordu.veremdi.artık kan kusuyordu,sevdiklerinden yani tek sevdiğinden uzaklaşmak gerekiyordu, ama biliyordu ki uzaklaşsa ikinci yoldaşa veremden daha kötüsünü yaşatırlardı.ilk önce intihar etmeyi düşündü, yapamadı.ne yapsa ne etse fayda yoktu,ömrü iki yanı keskin hançerdi en kör tarafı olsa oradan tutardı ama en kötü tarafı kör tarafının olmaması ve olsa da onun bilemeyeceği...-aşk-dedi kendi kendine'kimseye söyleyememek ne kadar acı vegelişi verem bir delilik...' söylendi kendi kendine'hayır!aşk bir sapkınlık değil,tümütümüne bir verem'
Öylesi aşk, insanın ocağına incir ağacı ekmek.bir çocuğu kimsesiz bırakmak yada bir anneyi çocuksuz bırakmak. hayır aşk sapkınlık değil yoksa verem olmazdım.
Birinci yoldaş okula da uğramaz oldu, sınavlara da girmiyordu.hani hiçbir yoldaş girmiyordu ama onunkisi başka.o veremdi... uzun soluklu nefese ihtiyacı oluyordu.boğuluyordu. kimseyi yanında görmek istemiyordu.cehhenemde değil,cehhemin ta kendisi olmuştu. Sebebsiz yere kızıyordu, hiç bilmediği küfürler ediyordu.bazen sanki ikinci yoldaş yanındaymış gibi sanki sözleriyle kalbini kırmış gibi senaryolar yaşıyordu, o an için acı bir sızı kaplıyor ve belirgin bir şekilde göğsü o sızıyla şişiyordu.birinci yoldaş delileşiyordu herşeyi unutur olmuştu yeni tanıştığı isimleri,anahtarını,toplantı saatlerini... yolda giderken kendi kendi konuşur devrim şarkılarını sesli sesli söylüyor, mat gözleri leylileşiyordu. Şimdi yarı delirmiş tamamıyla veremdi.
Temler fark etmişti bu deliliği onun için bir an önce ondan kurtulmaları gerekiyordu.zaten bir görevi kalmamıştı.yoldaşları gülümsemeleriyle dikenleşmişti.gidişlerini birinci yoldaşa bildirmemişler ikinci yoldaş , bu aşkı yani sapkınlığı raporlaştırmış ve sessizce gitmişler. Hepside gittikleri gün güzeleşmişti. tem olanları, parçalanmış bedenlerini fotoğraflarını birinci yoldaşa gösterdi,tüm yoldaşları ablaları gibi gülümsüyordu.birinci yoldaş ,ikinci yoldaşa baktı.yüreği bir tandır oldu, yüreği bir çocuk aradı ekmek vermek için....gözleri leylileşti.ağzındaki tüm veremlik kanı temlere kustu.temlerden biri onu beyninden yıldızlaştı.bedeni yerde uzanırken o da ablaları gibi tüm yoldaşları gibi gülümsüyordu...


Fırat Ayebe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri