» Yılmaz Erdoğan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

28.08

2013

Kişilik (Ay Kırık Şavka Bakarken) (I/II)

Ersin Başeğmez

Gece temmuz nehirleri gibi ağır ve sinsice akıyordu. Suat lüks dairesinde üçüncü dubleyi doldurduğu gece mavisi rengindeki kristal viski bardağı kemikli sağ elinde, yağmurun gülümsediği camdan dışarıya bakıyor, apartmanın girişindeki lâmbanın aydınlattığı loş alana Elif'in önce ince, uzun gölgesinin düşmesini sonra da kendisinin gelmesini hem merak hem de endişeyle bekliyordu. Şimdi neredeydi acaba? Yağmur da tüm şiddetiyle yağıyor, karanlığa ara sıra çakan şimşeklerin aydınlığı düşüyor, sonrasında karanlık yine egemenliğini ilan ediyordu.

Bugün tanışmalarının üçüncü yılı ve kendisinin doğum günüydü. Suat, otuz ikisine girecekti. Elif, böyle özel günleri kesinlikle unutmaz, ona muhakkak bir hediye alırdı. Suat, bugün çok yoğun bir mesai yaşamıştı, şimdi onu beklerken içtiği viskinin genzini yakan sakinleştiriciliğinle beraber günün yorgunluğunu atmaya çalışıyordu. Bugün... İnanılmazdı, anlatılmaz ve yaşanılmazdı. Amerika'nın büyük yatırım bankalarından biri batınca, ta Amerika'da çıkan yangının alevleri İstinye'ye vurmuş, müşterilerinin portföylerini zarar yazmadan boşaltmak için çok uğraşmış, özellikle zihinsel olarak bitmişti. Yangının dumanın isi kaç aydır gören gözleri yaşartıyordu. Suat ve ekibi uzun zamandır bu duruma hazırlık yapıyorlardı. Ve yangın çıkınca büyük ustalıkla malları ellerinden çıkarmışlardı. Olan yine garibanlara olmuştu. Sattıkları hisse senetleri, yine her zamanki gibi amatörlerin avuçlarında kalmıştı. Bir gün, emekli olunca bunları anlatan bir kitap yazmayı düşünüyordu.

Ilık bir duştan sonra slow bir müzik Suat'a iyi gelmişti. Bu saatlerde televizyonda genellikle akşam haberlerini dinlerdi ama bu akşam biraz kendini dinlendirmek istemişti. Yaptıkları iş çok yorucuydu. Raporlar, analizler, grafikler, yorumlar, doğru ve zamanında karar almalar, toplantılar, uzun telefon görüşmeleri ve her alınan kararda girilen riskler... Çok yoruluyordu. Rahatlamanın verdiği duyguyla ansızın canı onu çekti. Onunla yatakta olmak, sevişmek, sarılmak, uyumak, onun varlığını yanında hissetmek istiyordu. Yalnızlığının boğuculuğu artıyordu.

Nerede kalmıştı bu kız? Bakışları apartmanın önündeki solgun aydınlığa kilitlenmişti. Onu seviyor muydu yoksa bir gönül eğlencesi miydi? Tam karar veremiyordu ama dairesine haftada iki üç defa gelmesinden, onunla beraber olmaktan hoşlanıyordu. Annesi ve babası ise onun bir an önce evlenmesini ve ellerine torunlarını vermesini istiyorlardı.. Öyle evlilik öncesi ilişki, ne bileyim geceleri aynı evde kalma, aynı yatağı paylaşma, beraber olma onlara göre değildi ama Elif de gerçekten çok güzel, hoş ve alımlıydı. Çocuksu bir yanı vardı, insanın kıyamadığı, gözünden sakındığı. Onun yanında huzur bulduğunu hissediyordu, sıcak bedeninde uyumak, doyasıya sevişmek, diri göğüslerinde nefes almak, saçlarını koklamak, kollarına uzanmak, göğsünde onu uyutmak, nefesini dinlemek, kahvaltı yapmak, boğazı seyrederken şaraplarını yudumlamak ve sohbet etmek hoşuna gidiyor, onu dinlendiriyordu. Şimdi düşünürken o anlarda mutlu olduğunun farkına vardı. Sanki içinde kocaman bir boşluk vardı ve onlu zamanlar, onlu anlar o boşluğa durmadan kürekle dolduruyordu. Başka kadınlarla da ilişkisi olmuştu, hatta onunla çıkarken de bazı ufak tefek kaçamaklar yapmış, fakat her seferinde Elif'in daha farklı olduğunu düşünmüştü. Onun en güzel huylarından biri de kendisini fazla sıkmaması, çok soru sormaması ve her çağırdığında gelmesiydi. Gerçi kendisi de ona fazla soru sormaz, onu sıkmazdı.

İlk defa bu kadar gecikmişti. Aksilik cep telefonu da kapalıydı. Kapsama alanının dışına çıkmayacağına göre muhakkak ya şarjı bitmiş ya da telefonunu kapatmıştı. Esasında hiçbir şey almasa, sadece kendisi gelse, hemen gelse, şimdi narin parmaklarıyla zili çalsa, daha fazla mutlu olurdu, onu çok özlemişti. Onu istiyordu. İçindeki sevişme isteği zaman geçtikçe artıyordu. Kütüphanesine doğru gitti. Salonun hemen girişinde, sağda dört raftan oluşan bir kütüphanesi vardı. Öğrenciyken okuduğu felsefe kitapları, işi ile ilgili olan ekonomi, finans ve borsa kitapları onun üstündeki rafta Türk ve Dünya klasikleri ve en üstte ise günümüz yazar ve şairlerine ait kitaplar vardı. Can sıkıntısıyla kitapların sırtlıklarında yazan yazar adları ve kitap isimlerine baktı, gözüne Nazım Hikmet'in kitapları takıldı. Memleketimden İnsan Manzaraları. 'Hey! Koca çınar' diye düşündü, nasıl yazmışsın bu şiirleri, hangi meçhul duygularla. Sonuç... Kocaman bir hayal kırıklığı. Vatanın bile yok yatacağın. O koca Rusya bile dağıldı. Bugün Amerika ne derse o oluyor, güç kimdeyse iktidar da o. Özgürlükte, eşitlikte, kardeşlikte, hürriyette. Hâlbuki sen! Ne mavi hayaller kurmuştun vatanımın el değmemiş soğuk hapishane köşelerinin buza çalmış ranzalarında. Kısık bir lüks lambasının titrek ışığı altında İstanbul'daki karına ne aşk şiirleri ne özlem dizeleri yazmıştın. Kafası karıştı bir an. Acaba Elif'le evlense ve kendisi hapse düşse Elif'te acaba Piraye gibi sadakat ve sabırla bekler miydi? Yok! Beklemezdi. Öyle aşklar mazide kaldı. Günümüzde aşk var mıydı? Zaten Nazım'da boşanmadı mı? Bursa'da başka bir güzele gönül vermedi mi?

Şimdi günlük, hatta gecelik aşklar var diye düşündü uzun saçlarının arasında parmaklarını gezdirirken. Elif onun saçlarını çok severdi, özellikle sevişmelerinden sonra yatakta yatarlarken onlarla oynar, bazen şakadan atkuyruğu yapardı. Bir an onun minik ellerini, beyaz, yumuşak parmaklarını saçlarında hissetti. Zaman geçiyordu, yirmiler derken şimdi otuzlu yaşlara girmişti. Bir bakmışın kırk, peki ne zaman evlenecekti ve kiminle? Bir an iki erkek çocuğunun olduğunu düşündü cama bakarken. Cam hafif buğulanmıştı. Geniş dairesi, apartmanın altıncı katındaydı ve karşısında apartman olmadığından salonun tabana kadar inen kalın perdelerini çekmeye pek gerek duymazdı. Ama annesi her seferinde kızardı, ne olursa olsun perdeler akşamları çekilmeli derdi, tıpkı insanlar gibi odalar da kendi dünyalarına çekilmeli. Düşünceler birer yıldız gibi arka arkaya geliyordu, daha birisinin cevabını tam bulamazken diğeri davetsiz bir misafir gibi kapısını çalıyordu. Çocuklarını her pazar parka götürürdü, derken bu kirli dünyada çocuk sahibi olmanın, onları büyütmenin zorluklarını düşündü, daha sorumluluk alamayacağını hissetti. Böylesi daha güzeldi. Bitti dediğin an herkes kendi yoluna gider, geride yaşanılanlar tatlı bir hatıra olarak kalırdı. O, her pazar spor salonuna gitmeliydi. Çocuğu olduğunda nasıl gidecekti? Üçüncü duble bitmişti ama halen loş ışığa düşen dalgalı bir gölge yoktu. Yalnızlığın acısını ilk defa bu kadar derin hissediyordu. Elif'e alışmıştı.

'Ah! Elif. Seni nasıl özlediğimi bir bilsen'. Suat kahverengi bakışlarına gelen bulutları zor da olsa kovmayı başardı. Marlbora paketinden bir sigara çıkarıp yaktı. Pek sigara içmezdi, hatta içmesini bile beceremezdi. Her zaman olduğu gibi dumana boğuldu, öksürdü. Elif onun bu beceriksizliklerine çok gülerdi, o güldüğünde kendisi daha da beceriksiz olurdu. Onun gülmesi hoşuna giderdi. Gülünce onun gözlerine yıldızlar dolar, yüzüne gizli gamzeleri yayılır, kıvrımlı etli dudaklarının arasından beyaz dişleri tüm etkileyiciliğiyle parıldardı. Hele içten attığı kahkahaları. Sıcak sabah güneş gibiydi, Suat'ın içine dalga dalga yayılırdı onun neşesi.


19 kasım 2008 20:01 _izmir
çaysız_şekersiz ve bademsiz




Ersin Başeğmez

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Şiirkolikte kayıtlı 5 öyküsü bulunmaktadır.

Ersin Başeğmez yetkili üye konumundadır.


Ersin Başeğmez öyküleri
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri