» Cezmi Ersöz şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

19.08

2013

Yüzbaşı Kemal - Üçüncü Bölüm

Mehmet Fikret Ünalan

Kuşçu o gün akşama kadar bir taraftan günlük işlerini
yaparken arada bir de, Şekerle konuşuyordu.

-Gördün mü bak kısmeti, bu akşam yeni bir evin ve yeni
sahiplerin olacak. Umarım beni unutmazın ve umarım küçük
hanımın seni götürdükten sonra buradan ayağını kesmez.

-Artık birlikte hayatın tadına varırsınız ve Hayat ne güzel cümlesini
beraberce söylersiniz.

Sahi Şeker ya, biz onunla hep birbirimize hanım, bey diye hitap
ediyoruz.

Daha adını bile sormadım.

Bu arada Şeker onu tasdik edercesine sürekli değişik sesler
çıkarıyor ancak hiç konuşmuyordu.

Kuşçu onun bu halini görünce sitem etmeye başladı:

Dedim ya, artık yeni evinde bolca Hayat ne güzel dersiniz,
Allah aşkına bir kere de benimle söylesen;

Hadi bakalım, Hayat ne güzel, Hayat ne güzel, Hayat ne güzel.

Şekerse inatla ötmeye devam ediyor ancak konuşmuyordu.
Kuşçu uzun bir süre şansını denedi. Ama bir türlü onu
konuşturamadı.

Akşama doğru adamcağızı iyice heyecan basmıştı yine,
Kadını yeniden göreceğine sevinirken, Şekeri onunla
göndermenin burukluğunu da yaşamaya başlamıştı.

Hava kararmaya yüz tutmuştu ki, genç kadın dükkandan
içeri girdi.

-Merhaba, iyi akşamlar.

-Hoş geldiniz, merhaba

-Neler yaptınız bakalım akşama kadar,
umarım Şekerden ayrılacak olmak sizi çok üzmemiştir.

-Evet, aslına bakarsanız ister istemez bir burukluk var,
ama onu emin ellere emanet edeceğim için rahatım.

-Elbette, bundan emin olabilirsiniz, hem isterseniz
onu görmeye de gelirsiniz.

-Mutlaka geleceğim, Sahi! Biz bu gün Şekerle epeyce
dertleştik ve ona daha sizin isminizi bile bilmediğimi söyledim.

-Ah! Çok haklısınız, ben de sizin adınızı bilmiyorum.
Benim adım Nehir, ha bir de Sayde'si var, Sayde Nehir yani

Harika her iki isminizde çok güzel

Teşekkür ederim. Ya sizin

Benim de çift ismim var Zafer Kemal, ama yaşadığım
bir takım olaylardan sonra, özellikle bu dükkanı
açtıktan sonra sadece Kemal ismini kullanıyorum.
Yani artık herkes beni Kemal diye biliyor.

Neyse, Öyle yoğun iki gün yaşadık ki, demek ki,
isim sormaya bile fırsatımız olmadı.

-Doğru diyorsun, oldukça yoğun iki gün...

Kemal Sayde'nin kendisine sen diye hitap ettiğini fark
etmiş, ancak kendisi aynı şekilde hitap etmeye cesaret
edememişti.

-Biraz oturmaz mısınız?

-Hayır, bu akşam geç kalmak istemiyorum.
Annemle problem yaşıyoruz gecikince.
Müsaadenizle Şekeri alıp gitmek istiyorum hemen.

-Desenize ayrılık vakti geldi çattı.

-Buna ayrılık demeyelim isterseniz, vedalar zor olur çünkü

-Haklısınız Sayde Hanım,
Sayde diyorum çünkü bu isminizi çok sevdim, iyi bilirim
zor olur vedalar.

İstediğiniz gibi hitap edebilirsiniz, hatta artık şu sizi bizi
kaldırsak diyorum Kemal

Adam bunu duyunca yüreğinde ılık bir şeyler hissetti ve
kekeleyerek tamam Sayde nasıl istersen diyebildi.

-O halde yalnızca bundan sonra Şeker benimle daha çok
vakit geçirecek diye düşünelim Kemal, üzülmek yok
Ne dersin.

-Tamam, öyle diyelim Sayde, öyle olsun.

-Bakalım annemden hoşlanacak mı Şeker?

-Senden hoşlandığına göre eminim anneni de de çok
sevecektir. Bu arada sizi, şey yani seni bir daha ne
zaman görebilirim?

-En kısa zamanda, annemle konuşayım, bir gün seni
yemeğe alalım.

-Buna çok memnun olurum, annenle tanışmak,
ona börekler için teşekkür etmek isterim.

-Şeker hazırsa, şimdi biz gidelim artık.

-Hazır, haydi bakalım hayırlısı olsun.

Sayde Şekerle birlikte sokağın karanlığında kaybolurken,
kuşçu elinde olmadan birkaç damla gözyaşı akıttığını hisseti.
O elinin tersiyle yüzünü silerken, genç kadın da sanki olanı
hissetmiş gibi, sokağın sonuna doğru bir kez daha dönüp
kuşçuya baktı.
Elindeki kafesle birlikte evin kapısına yaklaştığında
annesinin yine perde aralığından kendisine baktığını gördü.

Şekere dönerek:

-Umarım anneyi kızmamıştır.

Öyle bile olsa senin marifetlerini görünce yumuşayacaktır,
yani sana da görev düşüyor Şeker hanım.

Hay Allah! Ben de annem gibi sana Şeker hanım dedim,
oysa Kemal beye senin
cinsiyetini soracaktım, telaştan unuttum.

-Yine kapıya anahtarı uzatırken, kapı açılıvermişti.
Ama korkulan olmadı. Annesi gülümseyerek.

-Teşrif ettiler mi Şeker hanımla sahibesi.

-Getirdim anneciğim uğrayıp onu aldım.
O nedenle biraz geciktim af edersin.

-Tahmin ettim. Benim kızım kafaya bir şeyi koydu mu,
mutlaka o gün olmalı.

Sayde konuyu değiştirmek istercesine,
Şekeri annesi ile tanıştırma faslına başladı:

Hadi bakalım Şeker, anneye Merhaba de.
Anneciğim Şeker bu işte, baksana adı gibi ne kadar Şeker.

-Kız mıymış?

-Ay anne! Bunun ne önemi var ki, soracaktım, unuttum.

-Ne bileyim yarın sen bunu çiftleştirmeye falan da kalkarsın.

-Merak etme, ben anlamam o işten, öyle bir şey olursa dükkana
götürürüz, o konulardan Kemal bey anlar.

-Bu arada kuşçunun adını da öğrenmiş olduk.
Bay Kemal, namı diğer Çakır, hep kuşçuluk mu
yapmış bu adam?

-Hayır, geçmişinden pek söz etmiyor.
Ama bu gün iyi bir müzisyen olduğunu da öğrendim.

-Nasıl müzisyen?

-Harika gitar çalıyor ve kadife gibi bir sesi var.

-Kadife mi? Dikkat et sen bu adama abayı yakmış
olmayasın.

-Aman anne, sadece sesi güzel demek istedim.

-Çok iyi bir adam, merhametli, sevecen,
kadife gibi bir sesi var, çok güzel gitar çalıyor,
neyse haydi bakalım hayırlısı.

-Anne!

-Hadi, hadi elini yüzünü yıka,
ondan sonra doğru sofraya,

-Şey, ben önce biraz Şeker'le ilgilensem.

-Nesi ile ilgileneceksin canım, herhalde sofraya da bizimle
birlikte oturmayacak. Koy şu sehpanın üzerine,
yemek yerken uzaktan ilgilenirsin.

-Tamam...

Sayde yemek boyunca Şekeri konuşturmaya çalıştı.
Sürekli 'Hayat ne güzel' cümlesini tekrarlıyor. Şekere söyletip
annesine göstermek istiyordu.

Ancak Şekerin ağzını bıçak açmıyordu.
Bırakın konuşmayı ötmüyordu bile.

Annesi savaş kazanmış edası ile:

-Bu muydu senin konuşan kuşun,
'Bu ötmesini bile bilmiyor daha ayol' deyince

Sayde telaşla

-Sanırım yerini yadırgadı. Belki de Kemal'den
ayrıldığına üzülüyordur.

-Ha ha, Kemal'den, ne güzel senli benli

Hem ne o öyle, yatağını yadırgadı der gibi,
kızım kuş bu kuş, insan değil. Hem hani seni
Kemal beyden daha çok sevmişti.
Onun söyletemediğini sen söyletmiştin.

-Öyleydi de, ne bileyim, neyse inşallah yarın
konuşur.

-Konuşur, konuşur, yaz var kış var görecek
ne iş var.

-Sanki konuşmaması daha çok hoşuna gitmiş
gibi davranıyorsun anne.

-Allah kuru iftiradan saklasın,
ne diye öyle davranayım ki, hem bana ne,
kuş senin kuşun.

Sayde yatağına uzandığında önce Şekerin neden
bu kadar sessizleştiğini düşündü.
Bir anlam veremedi.

Sonra düşüncesi yavaş, yavaş Kemale kaydı.
Annesinin dediği doğru muydu acaba?
Gerçekten hoşlanmış mıydı bu çakır gözlü
adamdan. Nasıl bir geçmişi vardı?
Neden hikayesini anlatmaktan kaçıyordu?

Sonra sabah işe gitmeden dükkana uğramaya
karar verdi. Hem Şekerin durumunu sorarım.
Hem de adamcağızın gönlü olur diye düşündü.

Aslında kendisi de kuşçuyu görmek istiyor muydu?
Bunun cevabını vermek istemese de, hislerine engel olamıyordu.

Kuşçu yalnız yaşamaya başladığı günlerden bu yana,
gün içinde doğru düzgün bir şey yemiyordu.

Akşamları da ya dışarıdan bir şeyler yiyerek eve öyle
gidiyor. Ya da evde ufak tefek bir şeyler atıştırıyordu.

O akşam o kadar mutluydu ki, eve gidip kendime güzel
bir sofra hazırlayayım diye düşündü.

Manavdan, kasaptan bir güzel alış veriş yaptı.
Ancak eve geldiğinde saat dokuzu geçmişti.
Bir an karar değiştirdi ve yarın akşama kalsın diyerek
yine ufak tefek şeylerle karnını doyurdu.

Saat on gibi televizyonun karşısına bir kanepeye uzandı.
İsteksiz bir şekilde kanalları dolaşmaya başladı.

Sonra aklına sabah vapurda geçmişe daldığı an geldi.
Farkında olmadan yine Nesrin ile tanışması ve ardından
yaşadığı hatıralar gözünün önünde canlanmaya başladı.

Bir daha görüşmek üzere söz verdikleri yılbaşı balosu
gelip çatmıştı. Zafer'in (Kemal) günlerdir beklediği balo
başladığında gözü sabırsızlıkla salonun kapısındaydı.

Nesrin ise baloya yine anne ve babası ile oldukça
geç bir saatte gelmişti.

Bütün genç kızların gözü üzerinde olmasına rağmen
Zafer o saate kadar kimse ile dans etmedi.

Sadece üç tane şarkı söyleyerek heyecanla Nesrini
beklemeye başladı.

Onu kapıda görünce hemen kapıya yönelerek karşıladı.
Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, sanki bu çarpıntıyı
Nesrin ve ailesi duyacak diye endişelendi.

Hoş geldiniz diyerek önce genç kızın anne ve babası
ile tokalaştı. Ardından izin isteyerek Nesrin'i elinden
tutup dans etmek üzere hemen piste doğru götürdü.

-Hoş geldin Nesrin.

-Hoş bulduk, nasılsınız.

-Teşekkür ederim ama istersen önce şu sizli bizli
konuşmayı bir tarafa bırakalım.

-Hemen böyle... Pek alışkın değilim ama, çalışırım.

-İyi olur, zaten ay da yıl da bir görüşebiliyoruz.
O da resmi bir havada geçsin istemiyorum.

-Haklısınız. Af edersin haklısın.

-Neler yapıyorsun bakalım? Okul nasıl gidiyor?

-İyi sayılır, ancak çok yoğun.

-Tahmin edebiliyorum. Ama başaracağından da eminim.

-İnşallah!

-Nesrin ben sana bir şey söylemek istiyorum.
Bahçeye doğru çıkmamız mümkün mü?

-Hayırdır inşallah!

-Hadi gel, bahçede söyleyeceğim.

-Çıkalım o halde, merak ettim doğrusu.

Bahçeye çıktıklarında bir iki çift dışında oldukça sessiz
bir ortamla karşılaştılar. Zafer onu diğer çiftlerden uzak
bir yere doğru götürdü. Ama bir süre konuşamadı.

-Bana ne söylemek istiyordunuz. Buyurun Zafer Bey.

-Ben sana Nesrin diye hitap ediyorum.
Sen de Zafer diye hitap etsen.

-Pek kolay olmayacağını söylemiştim.
Peki Zafer seni dinliyorum.

-Elbette söyleyeceğim, ama galiba benim için de bunu
söylemek pek kolay olmayacak.

-Rahat ol lütfen.

-Şey ben...
Ben çok küçük yaşlarda anne ve babamı kaybettim.
Dedem ve anneannem onların yokluğunu hissettirmediler.
Okuttular beni, hiç bir desteği esirgemediler.

Onları da kaybettiğimde artık ayaklarımın üzerinde duruyordum.
Şimdiyse çok sevdiğim bir mesleğim var. Ama hep bir aile eksikliği
hissettim. Ve sen...

-Evet ben...

-Nesrin benimle evlenir misin?

-Oh! Çok ani olmadı mı?

-Biliyorum çok ani oldu aslında, yarım saattir lafı dönüp dolaştırıyorum.
Sonunda bir anda çıkıverdi ağzımdan işte.

-Hayır, benim demek istediğim o değil.
Daha çok yeni bir arkadaşlık bizimki, hem biliyorsun ben halen öğrenciyim.

-Evet biliyorum. Ama seni o kadar uzun aralıklarla görüyorum ki...

-Sebebini biliyorsunuz, şey biliyorsun.

-Biliyorum da, zaten bu nedenle bu kadar aceleci davrandım.

-Yaz tatilinde daha uzun zamanım olacak,
istersen o zaman daha sık görüşebiliriz.

-Buna çok memnun oldum.
Aslında haklısın böyle pat diye söyleyiverdim işte...

-Haklı bir nedenin vardı.

-Teşekkür ederim.

O arada saat yirmi dördü geçmiş ve yeni yıl şarkısı ile birlikte ışıklar
söndürülmüştü. İçeriye doğru girdiler ve yeni yıl dansına iştirak ettiler.
Loş ışıkta genç kız başını hafifçe Zafer'in omzuna dayadı.

Onun bu hareketi aslında Zafere karşı ilgisiz olmadığının bir işaretiydi.

O günden sonra Nesrin derslerini aksatmayacak şekilde Zafer'le görüşmek
için daha çok zaman ayırmaya başlamıştı.

Bir müddet sonra ailesine de durumdan söz etti.
Toplantılara birlikte katıldıkları için anne ve babası zaten bir şeyler
olduğunu hissetmişti.

Artık uygun zamanlarında Zafer, Nesrin'in evine de gelip gitmeye
başlamıştı.

Genç adam Nesrin'in anne ve babası ile kısa sürede kaynaşmış,
hatta bazı akşamlar bir satranç ustası olan babası ile satranç
oynamaya başlamışlardı.

Nesrin'in babası müstakbel damadını çok sevmişti.
Onun bu işin adını koyalım artık önerisi ile bir yıl sonra nişanlandılar.

Her şey yolunda gitmiş, Nesrin'in anne ve babasının da rızası ile
nişanın üzerinden bir yıl geçmeden evlenmişlerdi.

Devam edecek



Mehmet Fikret Ünalan

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Etiketler: kemeraltı-nesrin-nişan

Şiirkolikte kayıtlı 21 öyküsü bulunmaktadır.

Mehmet Fikret Ünalan yetkili üye konumundadır.


Mehmet Fikret Ünalan öyküleri
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri