» Attilâ Ylhan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

Ayça Özbay - BU KÖŞE "SEN" KÖŞESİ

Neyi, Niye, Nasıl Kabulde Olmalıyız?

Neyi, Niye, Nasıl Kabulde Olmalıyız?

-Madde enerjinin yoğunlaşmasından oluşur. Madde, enerjinin etkisiyle değişiklik gösterebilir. Gördüğümüz her şey, farklı şekillerde birbirinden ayrılıp, farklı şekillerde yeniden birleşen aynı içeriğin farklı oluşumlarıdır.
Düşünce de bir enerjidir. Bu enerjinin titreşim şekli, zaten var olan ve kendisiyle örtüşen bir başka titreşimi mıknatıs etkisiyle kendine çeker. Buradaki enerjinin yoğunlaşması yeni gibi görünen maddeyi (olayları, durumları) ortaya çıkartır.
İçsel ve dışsal tepkilerimiz yani duygu ve davranışlarımız; inançlarımızla şekillenen düşüncelerimizden ve çoğu zaman farkında bile olmadığımız asıl niyetlerimizden açığa çıkan durumların sonuçlarıdır. Aynı zamanda da yeni durumların sebepleridir. Sonuçlar ve sebepler aynı olduğunda, içinden çıkılması mümkün gözükmeyen ve bizde çaresizlik hissi yaratan kısır döngüler oluşur.
Düşüncenin titreşim düzeyini direkt olarak etkileyen asıl niyetlerimiz; farkında olmasak da bizi öncelikle, inançlarımızın kapsadığı alanda tutmaya yöneliktir. Ne kadar 'olumlu' düşünürsek düşünelim, derin düşünceyle asıl niyetlerimizi fark edip onları değiştirmediğimiz sürece; yaşadığımız durumların içinde farklı duygular hissetmemiz mümkün değildir.
Demek ki
'Deneyimlenenler, düşünce denen enerjinin titreşme şeklinin aynıyla buluşmasıdır.'
'Memnun olunmayan deneyimler; öğrenilmiş ve dna'larla aktarılmış inançlarla şekillenen otomatik düşüncelerle oluşanlardır.'
'Düşüncelerin ve davranışların altında yatan, insanın kendisinden çıkan asıl niyet ne ise, kendisine yönelik olacak asıl niyetler de aynısı olacaktır.
'Düşünce kalıbını oluşturan inançların kendi varlığımıza uygunluğu sorgulanmadığı sürece, deneyim farklı gibi görünse de; hissettirdikleri açısından farklı olamaz.'
'Otomatik olarak devreye giren düşünce kalıpları, öz'ün üstünü örtmektedir.'
'Tatmin, ancak öz'ün istediklerinin gerçekleştiği oluşumlardadır.'
'Düşünce kalıplarından kurtuldukça öz'e yaklaşılır.'
'Düşünce kalıplarını öğrenilmiş inançlardan temizlemeden oluşan durumlar, öz'le istenenler olmadığı için, tatmin edici olmayacaktır.'
'Duygularında değişiklik isteyenler, düşüncelerini ve inançlarını ‘düşünerek' sorgulamalıdır.'
'Aslolan düşünmemek değil, düşüncenin an'ın öz'den getirdiklerini fark etmeye engel olan kalıplarından kurtulmaktır.'
'An'ın içinde öz'den açığa çıkan düşüncelerin titreşimleriyle oluşan durumların; düşünce kalıplarıyla bakıldığında hoşa gitmeyecek görüntüleri bile, tatmin edici olacaktır.'
'İnsan'ın aradığı hal budur.'

-Her görünenin altında, görünenden daha derin bir başka mana yatar. İnanç, dolayısıyla asıl niyet; orada gizlidir. Düşüncenin sınırlarını çizmekte olan ve varlığı önemsizmiş gibi görünen küçücük inançların yaşamlarımızın üzerindeki etkisi; ancak daha özgür düşünülebildiğinde fark edilebilir.
Daha özgür düşünememenin sebebi, insanın kendisiyle yüzleşmekten, olanın sorumluluğunu almaktan ve yapması uygun olanı yapmaktan korkmasıdır. Kendini tanımlama şeklinin dışına çıkmak, gerçekte 'kendisi olduğunu düşündüğünün' sahteliğini fark ettirecek; değerlerinin süregelen (-malı, -meli'leri ortaya çıkartan, tatmine şart koşan) inançları beslemeye yönelik olması ihtimali bile acı verecektir. Düşünce, ancak bu içsel yüzleşmenin doğuracağı derin acıdan kaçınılmadığı noktada genişleyebilecektir.
İşte tam da o noktalarda kendini yargılama! 'Doğru' olduğuna inandığını, 'iyi' olduğuna inandığını, 'uygun' olduğuna inandığını düşündün ve yaptın. Şimdi bunun doğurduğu oluşumları yaşıyorsun. Şimdi bu oluşum düzenini ve olanın nasıl gerçekleştiğini kabul edip, sorumluluğunu almayı seçebilirsin. Şimdiye kadar alışmış olduğun otomatik düşüncelerinden özgürleşebilirsin.
Bilinç sonsuzdur. Düşünce bilincin ne kadarına izin veriyorsa, yaşananların manaları da o kadar tatmin edici olabilir. Düşünce bilincin ne kadarını sınırlandırıyorsa, deneyimlerin manalarının tatmin ediciliği de o kadar kısıtlı kalacaktır. Düşünce bilincin içinde hangi alanı kapsıyorsa, doğuracağı oluşumlar da o alanın özelliklerine sahip olacak, o alanın özelliklerinin doğuracağı duygulara sebep olacaktır.
Demek ki
'Düşünceyi şekillendiren inançlar vardır. İnançların zihinle algılanabilmesi için; otomatikleşmiş olanından ziyade, derin ve yargısız düşünce gerekir. Bizi daha yüksek tatminden alıkoyan inançlarımızı, daha özgür düşünebildiğimiz ölçüde fark edebilir; onlardan, daha özgür düşünebildiğimiz ölçüde özgürleşebilir; görünenin bir kademe daha geniş olan manasını daha özgür düşünebildiğimiz ölçüde idrak edebilir; kendimize, daha özgür düşünebildiğimiz ölçüde yaklaşabiliriz. Yaşadıklarımızda bir kademe daha geniş bir tatmine, bu yaklaşma sebebiyle ulaşabiliriz.'
'Önceki alışılagelmiş inançlarla sınırlandırılmış düşünce; bu sınırlar genişletilerek genişleyebilir ve böylelikle görünenlerin daha derin manaları açığa çıkabilir.'
'Kendi yaşamında şu anda sana sıkıntı veren bir durumu düşün. Eğer senin hangi inancın / inançların olmasaydı, bu durum sıkıntı verici olmayabilirdi? Geçmişte ve şimdi yaşadıkların, hangi inancın / inançların olmasaydı, daha tatmin edici olurdu? Bu inançlarla düşünmeye ve yaşamaya devam ettiğinde, kendini daha tatmin edici oluşumların içinde görebiliyor musun? Daha tatmin edici oluşum diye bir şey var mıdır? Varsa senin için daha tatmin edici oluşum nedir? Yoksa, söz konusu olan daha tatmin olmuş bir ‘sen' midir? Daha yüksek tatminin, kendine daha yakın olunan yerde durduğunu görebiliyor musun? Bilincin sonsuzluğu göz önüne alındığında; düşünce kalıplarınla, düşüncenin ve dolayısıyla mananın sana bu yoğunlukla gelmesine, düşünceyi ve manayı bu içerikle hissetmeye şartlar koşmakta olduğunu fark edebilmek için, bu konuyu biraz düşünür müsün?'
'Adım adım özgürleşirken, düşüncenin sınırını genişleterek, sıkıntı veren deneyim daha kabul edilebilir hale sokulabilir.'
'Düşünceler duyguya kapılmadan gözlemlenebildiğinde, kabul edilmiş olurlar ve gelip geçerler. Onlar alınıp benimsenmediğinde, titreşimleri bizimle özdeşleşemez ve dolayısıyla aynı titreşimdeki bir başka enerjiyi kendimize çekmemiş oluruz.'
'Düşünce kalıplarından temizlenmiş saflaşmış bir bilincin seçeceği düşünceler, öz'üyle istedikleri olacaktır. Ve doğal olarak acı'dan arınmış olacağından, her aktivitenin içindeki tatmin düzeyi de yüksek olacaktır.'
'Olumsuz duygular, öz'ün üstünü örten düşünce kalıplarıyla oluşan durumların sonucudur.'

-Eğer beğenmiyorsan kendi yaşamın da; dünyanın ve insanlığın şu gelmiş olduğu hal de; şimdiye kadar senin ve ilk yaradılıştan itibaren yaşamış bütün insanların inanç, düşünce, duygu ve davranış kalıplarıyla oluşmuştur.

-Şimdiye dek süregelmiş yaşam, bir şeylere köle olmak üzerine kurulmuştur.
'Kötü adamlar; kendi doğallığından vicdan azabı duymaya sebep olarak kendi öz'ünü bastıran, duygu sömürüsü ile yönlendirilerek dayatılanlara uymayı alışkanlık haline getirmeye koşullandırılmış düşünce titreşiminin, aynıyla buluşarak maddeleşmiş görüntüleridir.'

-Hangi düşüncelerinin, duygularının, inançlarının ve davranışlarının ve bunlardan açığa çıkmış hangi putlarının kölesisin?
'Bu döngüye kapılmış olup; düşüncenin daha genişini, mananın daha derinini göremez, yaşadıklarından tatmin olamaz hale gelmiş insan için, artık kendisine hükmedecek birine ihtiyaç bile yoktur aslında. Çünkü bu inanç, düşünce, duygu, hareket döngüsü içinde, kendi öz'ünün üzerini kendi kendine örterek, yaşam enerjisini acılarla sağlamaya alışmış olan insan; düşünme şekliyle kendi kendine hükmetmektedir. Kendini bu döngünün içine hapsetmektedir. En masum, en haklı olduğuna inandığı düşünce, duygu ve davranışlarında bile...'

-Seni özel kıldığını düşündüğün erdemlerin ne kadar gerçek?
'Karşılıksız, beklentisiz, öyle görünüyor olmanın vereceği gurur veya kimlik ya da itibar için olmayan; yalnızca sen öyle olduğun için var olan kaç erdemin var? Ve bulabilirsen, kaçına sahip çıkıyorsun?
Lütfen kendine dürüst ol.'
'Kendine dürüst olarak bakıp, daha derin düşünebilir misin? Üzüntü, kendine acıma, vicdan azabı, öfke, korku, duygu sömürüsü, kıskançlık, suçluluk duygusu gibi negatif duygularını sorgula. Bunlardan gizli bir keyif aldığını ve uzaklarda bir yerlerde bunların sürmesi isteğinin sendeki varlığını fark ve kabul edebilir misin?'
'Fark ve kabul edebilirsen, hissedeceğin acı'ya izin ver. Onu hiçbir duyguya kapılmadan izle, gözlemle... Bildiğin seni içine katmayan algılarla gözlemle... Geçecek... Ve birçok negatif hal içerecek oluşumun da önüne geçecek. Yaşamında ‘sevgi'nin, ‘özgür düşünce'nin, ‘tatminin' daha derin manaları açığa çıkmaya başlayacak. Eğer kendinle yüzleşip, negatif döngüden çıkmayı ve sevgiyi seçersen... Ve kendine bütün bunlar için zaman verirsen...
Sabır, geçene kadar dişini sıkmak değil; geçerken, geçeceğine inanıp güvenerek, iç rahatlığı içinde olmaktır.
Sevgine inan... Sevgine güven... Her zaman aklını kullan... Aklın büyük bir lütuftur...'

-Sürekli bahsi geçmekte olan 'kendimizi ve hiç kimseyi yargılamamak, kabulde olmak'; her şeyi yapmaya hakkımız olduğu ya da karşımıza her çıkana uymamız gerektiği anlamını taşımıyor.
'Bu, şimdiye kadar belirli bir şekle, belirlenmiş sınırlara koşullanarak düşünülenlerin (-ki hepsi öz'ün üstünü kapatıyordu) tezahür etmelerinden doğan ıstıraplardan sıyrılırken gereklidir.'
'Kabulde olmak işte tam da bunun kabulüdür. Sıkıntı veren ya da tatmin etmeyen deneyimlerin; düşünce sisteminin şimdiye kadar içinde bulunmuş olduğu kalıplardan kaynaklanıyor oluşu idrak edilebildiğinde; olmakta olanın kabul edilmemesi zaten söz konusu olamaz. Zira inanılana inanılmış, düşünülen düşünülmüş, buna göre hissedilip davranılmış, olan olmuş ve olmaktadır.'
'Bunu anlamanın en kilit noktası An'ın tek oluşu ve her şeyin orada oluşunu hatırlamaktır. Yani ömrümüzün herhangi bir anında, bir şeylere inanıp ona göre düşünmüş olduklarımızın da karşımıza ‘şimdi', içinde kaldığımız bir durumla açığa çıkabileceğini algılayabilmek... Aynı şekilde dünya üzerinde yaşayan bütün insanların, ömürlerinin herhangi bir anında bir şeylere inanıp ona göre düşünmüş olduklarının da toplum olarak ‘şimdi', içinde kaldığımız durumlarla açığa çıkmakta olduğunu algılayabilmek...'
'İnanılana inanılmış, düşünülen düşünülmüş, buna göre hissedilip davranılmış, olan olmuş ve olmaktadır.'
'Kabulde olmak, böyle devam etmesine izin vermek değildir. Olmakta olan kabul edilirken; diğer yandan düşüncenin sınırlarını genişletmek gerekmektedir ki, yeni oluşumlar daha kabul edilebilir olsun.'
Zıtlıkların ötesinde (iyi-kötü vb) ‘yargısız' olmak; şimdiki halin, nasıl bir inanç sistemiyle zuhur etmiş olduğunu görmek içindir. Kabulde olmak; içsel olarak ‘değer verme açısından' ‘yargısız' oluştur. Düşüncelerini ve sonuçlarını duygu katmadan, dışarıdan bakan bir algıyla gözlemleyebilmektir. Kabulde olmak, genişlemiş düşünceden açığa çıkacak daha derin manaları idrak edebilmek, yaşamdan daha yüksek bir tatmin sağlayabilmek için şarttır.
Kabulde olmak da, yargısız olmak da; kişisel olarak tercih edilmeyen durumlara 'dur' dememek değildir. Tam tersine 'dur' diyebilmek ama bunu derken duygulara kapılmamanın ve yeni istenmeyen durumlara sebebiyet vermemenin tek yoludur. Ve gerçekte kendin için ne istediğinin; (An içinde algılanabilir) açığa çıkması için de, tek yoldur.
Kabulde olmak... İçsel yargısızlık... Kalıplaşmış inanç ve düşüncelerin esiri olmaktan kurtulup asıl akla; apaçık, tertemiz gönüle yaklaşmanın tek yoludur.
Şimdiye dek inanılmış olanların sonuçlarının içinden geçerken bu şeylere ve bu şeylerin tezahürüne vesile olan insanlara kinlenmek, kendine acımak, felaket senaryolarında kaybolmak; yalnızca aynılarının yeniden ve yeniden oluşmasına yarar.
İnsan; kendisi, sevdikleri, ülkesi, dünya ve ‘insan'lık için nasıl bir yaşam istiyorsa, ona uygun olarak önce kendisi inanmalı, düşünmeli, niyetlenmeli ve ona uygun olarak önce kendisi davranmalıdır.
Şu anda yaşanmakta olanların, şimdiye kadar kendisinin ve yaşamış bütün insanların inanç, düşünce, duygu ve davranış kalıpları sonucunda açığa çıkmakta olduğunun ve bu inanç ve düşünce sistemini değiştirebilecek tek kişinin 'kendisi' olduğunun farkında olarak, "dur" demesi gerekir. Kin ve nefretle değil.

Niyet, düşünce, duygu ve davranışlarda istenmeyenin değil, istenenin seçilmesiyle...
Beklentisiz...
Yalnızca kendisi öyle olduğu için...
Neyse, o olarak...
Nasıl yapabiliyorsa o şekilde...
Ama mutlaka kendisine dürüst olarak...
Gerçekten...

Aynada gözlerinin içine ne kadar bakabilirsin?


- 17.1.2017 00:15:43

Yazarın Diğer Yazıları

Siirkolik

Bu yazıya henüz yazılmamış.

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri