» Fazıl Hüsnü Da?larca şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

15.04

2010

Siz de Yalnızlık Nedir Diye Sordunuz Mu Hiç?

Burcu Akkanlı


Öylece oturuyordu orada. Yanında yer bulup kendime sordum cesaretle yalnızlığı anlatsana bana yaşlı adam. Nedir yalnızlık? Kimler yalnızdır bu yeryüzünde? Söylesene bana. Yaşlı adam baktı yüzüme, gözlerinde her yaşından bir parça birikmişti. Kırıkça gülümsedi. Yalnızlık dedi evlat, üç hecenin külçe olup inmesidir yüreğine. Dayanan az çıkar. Olur olmaz kişilere gider sığınır. Mutsuzda olsa, yalnızlığa boyun eğmiş olmaktansa, buz gibi elleri tutmayı yeğler. Aciz insan, o eller yüreğine dokunur. O bilmese de. Yalnızlık zordur, ölüm hafif basar tartıya düştüklerinde.

Hele bide aşıksan yalnızlığına, işte o zaman biter rüyaların.ruhunu defne başlarsın. Cenazene tek bir kişi katılır. Sadece bedenin. Yıllarca nefret ettiğin o et yığınıdır sadece seni uğurlayan. Bir o fark eder yokluğunu. Çünkü sadece o anlayacaktır seni. Sen yıllarca varlığınla şereflendirmişken seni unutmaz seni özler. Senin yokluğunda yalancı yüzler kapar ona yüzlerini. En sevmediğin yerden vurur seni hayat. Oysa kimse yüzleşemez yalnızlığıyla. Onun içindir bu acı. Onca gülüş sesinin içinde kulakları sağır eden yalnızlık çığlıklarına katlanmak zorunda kalırsın.
Bir gün eğdiğin başın kesilir, şehrin en kuytu köşelerinde. Sonra faili meçhul sorular sorulur. Kim öldürdü ki? Kimse bilmez cinayette parmağı olduğunu. Yalnızlık budur evlat. Sende birilerinin yalnızlığını tamamladın bilmeyerek.

Sustum hiç böyle düşünmemiştim. Tarifsiz acıları atıp sırtıma ilerledim. O yaşlı adamı bankında yalnızlığıyla bırakıp. Deniz, ben düşündükçe dalgalarıyla kayaları öpüyor, arzulu bir sevgili gibi hoyratça. Üşüyorum. Yolun uzayan koynun da. Yine bir bank. Ve masalları içine gizleyen bir kadın oturmuş bankın kenarına. Gözleri denizden güzel. Batıp gitmiş ufukların yamacına. Oturuyorum yanına yavaşça. Gözlerini ufuklara daldırarak, bakmıyor bile. Sormuyor neden varlığın burada diye. Susuyorum. Kelimeler çekilip gizleniyor kuytulara. Harfler şaşkın.

Bir cesaret atıyorum kelimeleri ağzımdan, yalnızlığı anlatsana bana.gözleri parlıyor birden. Neden bu merak? Soracaksan aşkı sorsana, en olmadı ölümü sor. Ama anma yalnızlığın adını çağırma onu, kuytulardan yanımıza. Nasıl yani diyorum. Artıyor merakım. Lanettir diyor yalnızlık. Varlığını ölümün bile bozmadığı bir lanet hem de. Anma adını sakın benim yanımda. ?' o'' diyelim biz ona. Adı olmasın. Merak ediyorum, nedir seni bunca korkutan. Gülüyor. Ah zavallı dokunmamış daha senin yüreğine. Sende arabesk şarkılardan mı biliyorsun yalnızlığı. Yoksa merak edemezdin böyle. Susuyorum. Sorduğum sorunun sorularında boğuluyorum.

Evet, neden bu yalnızlık merakı düştü içime? Neden bu deniz kenarında kalabalık yollardan sıyrılıp yalnızlığa düşmüşlerin içinde kaybolma arzusu.
Baktım kızın gözlerine korkmadan anlat bana onu diyorum. Acıtsa da kanatsa da anlat. Ölüm değil istediğim. Ben doğduğum gün kazandım ölümü. Oysa yalnızlık görünmez acılarıyla oturuyor içime. Önce onu keşfetmeliyim. Yoksa nasıl kaçarım o soğuk ellerinden. İnsan düşmanını bilmeden nasıl savunur kendini. Bilsem o kocaman gözlerine bakacağım korkmadan. Merhamet dilenmeden korkusuzca. Sustu kız duruldu deniz. Denizin durgunluğu yansıdı kızın denizden güzel gözlerine. Savurdu saçlarını, poyraz her telini öperken. Bu sefer ben sustum. Birden muallak düşler doldurdum acılarıma. Giderken kız bakmadı bile gözlerime. Sustum kalktım, gittim.

Yürüdüm, denizin sesi kulaklarımda. Birden salıncakların sesi karışmaya başladı dalgaların seslerine. Baktım çocukları bağrına alan bir ana gibi toplanmış çocuklar bir parkın kum kısmında. Ellerinde kürek, kovalarına zaman dermekte. Oturdum yanlarına. Yabancı gibi değil sıcacık baktılar gözlerime. Biri Munzur gülümsedi oynayacak mısın bizimle. Uzattı küreğini ellerime. Gülümsedim. Ah büyümek nasıl bir acıdır yüreğe. Ellerimde kürek kum değil zaman kardım onlarla birlikte. İçim arındı o çıkarsız, gerçek gülüşlerinde.

Bitirdiğim kaleye bir şaheser gibi baktım. Onca başardığım şeye burun kıvıran ben bu kaleden alamadım gözlerimi. Ve yavaşça sordum çocuklara sizce dedim arkadaşlar yalnızlık nedir? Öyle şaşkın baktılar gözlerime. Biri kısıkça haykırır gibi baktı söylendi. Annemle babam kavga ettiklerin de annem kızarken kullanır bu kelimeyi. Ama ben anlamını bilmiyorum. Diğeri atıldı yalnızlığı bilmeyecek ne var. Oyun oynayacak kimse bulamamak işte. Gülüştüler öyleyse biz yalnız değiliz. Ben öylece izliyordum onları. Gülüşlerinin o gül yüzlerine yayılışını. Seslerinin tınısını. Nasılda kıskandım onları. Daha ne olduğunu bile bilmiyorlardı.
İyi bakın kendinize ve yıktırmayın kumdan kalelerinizi. Gülüştüler biz birazdan kum kalelerini tekmeleme oyunu oynayacağız diye. Bir siz yıkın dedim eğer yıkılacaksa. Basın tekmeyi korkusuzca. Gerçek bir buse bırakıp hepsine. Kalktım kumların içinden. Hediye ellerime bulaşan kum taneleri. Döküldü ben yürüdükçe. Yürüdüm. Yollar doldu içime. Denize atıp bir hınçla yalnızlığımın adını yürüdüm, öylece. Bacaklarım istemsizce tuttu evimin yolunu. Hadi artık günü annemin kollarında batırmalı.

Burcu Akkanlı
15 Mayıs 2009 Cuma

Burcu Akkanlı

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: sen-yalnızlık-kim

Şiirkolikte kayıtlı 3 yazısı bulunmaktadır.

Burcu Akkanlı yetkili üye konumundadır.


Burcu Akkanlı denemeleri

Deneme için yorumlar

Bu denemeyi sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri